08/01/2026
Ersin Göğüş
Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi
Uzay, insanlık tarihi boyunca hep ilginç olmuştur çünkü hem gizemli hem de merak uyandırıcıdır. Binlerce yıldır insan gökyüzüne baktığında kendi sınırlarını sorgulamış. Antik çağlarda insanlar ay ve güneş tutulmalarını tanrıların ilahi mesajı sanmış. Yaşamını sürdürebilmek için gerekli işlerin zamanlarını yıldızlara bakarak belirlemiş. Bugüne geldiğimizde, Hubble ve James Webb uzay teleskoplarının elde ettiği görüntülerle evrenin bebeklik fotoğraflarını izliyoruz. İnsanın Ay’a inişi, Mars’a gönderilen gezgin keşif robotları ya da bir kara deliğin ilk kez görüntülenmesi ile, “oraya asla gidemeyiz” denilen yerlerin aslında ulaşılabilir olduğunu gördük. Uzay aynı zamanda “Devasa evrende yalnız mıyız?” sorusunu hep canlı tutuyor. Bir ötegezegende yaşamın belirteçleri bulunduğunda ya da yakın zamandaki 3I/ATLAS gibi bir göktaşı Dünya’nın yakınından geçtiğinde, milyonlarca insanın heyecan duymasının nedeni bu. Kısacası uzay, hem mitolojik hikayelerden modern bilime uzanan bir köprü olması hem de insanın merak duygusunu sürekli artırması nedeniyle her çağda ilgi çekici olarak kalmayı başarıyor.
Güneş Sistemi dışında başka yıldızların etrafında dolanan gezegenleri ötegezegenler olarak adlandırıyoruz. 1995’de keşfedilen ve bu keşfi yapanlara 2019 Nobel Fizik Ödülünü kazandıran ilk ötegezenden bugüne kadar binlercesi keşfedildi. Bazı ötegezegenler Jüpiter gibi dev ve merkezi yıldızına çok yakınken, bazıları Dünya’ya benzer büyüklükte ve yaşanabilir bölgeye yakın konumlarda bulunuyor. Ötegezegenlerin çoğunu, yıldızlarının önünden geçerken meydana gelen minicik parlaklık düşüşlerinden ya da yıldızlarını hafifçe yalpalatmaları ile keşfediyoruz. Bazı ötegezegenlerin atmosferlerinde su buharı, metan ve karbondioksit gibi yaşamın biyolojik belirteci moleküllere rastlanması, ötegezegenleri sadece uzak gök cisimleri olmaktan çıkarıp potansiyel yaşam alanları, uzak dünyalar olarak düşünmemizi sağlıyor.
Jüpiter gibi gaz devi olup merkezi yıldızına çok yakın konumdaki sistemleri “sıcak Jüpiter” ötegezegenler olarak sınıflandırıyoruz. Büyük boyutları nedeniyle bu tür gezegenler kendilerini uzaklardan nispeten kolay belli ediyor, öncelikli olarak keşfedilebiliyor. Böyle ötegezegen barındıran sistemlerin detaylı incelenmeleri ile aynı sistemde yer alan daha küçük buyutlu gezegenler keşfedilebiliyor. Tıpkı bizim kendi sistemimiz gibi: Çok uzaklardan teleskopla Güneş Sistemine bakan bir gözlemci doğal olarak öncelikle Jüpiter’i keşfeder çünkü yüzey alanı Dünya’nın 120 katından, kütlesi ise Dünya’nın 300 katından fazla.
Geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiğimiz bir çalışmada HAT-P-16b, TOI-1516b ve TOI-2046b adlı üç “sıcak Jüpiter” ötegezegeni, yıldızlarının önünden geçişleri esnasında hem NASA’nın Geçiş Yapan Ötegezegen Tarama Teleskobu (Transiting Exoplanet Survey Telescope, kısaca TESS)
hem de ülkemizdeki yer konuşlu teleskoplar ile gözlemleyerek incelendik. Ötegezegenlerin yıldızlarının önünden geçerken ortaya çıkabilecek geçiş zaman sapmalarını (Transit Timing Variations) araştırdık. Sonuçta TOI-1516b’de anlamlı bir sapma olduğunu; bunun sistemdeki başka bir gökcisminin (muhtemelen bir ötegezegenin) çekimsel etkisinin ya da yörüngesel bir değişimin işareti olduğuna kanaat getirdik. HAT-P-16b’de daha zayıf bir belirti elde ettik ancak kesin sonuç çıkarmak için daha fazla gözlemlerle incelemelere devam edeceğiz. TOI-2046b’de ise gözlemlenen zamanlarda istatistiksel olarak anlamlı bir sapma bulmadık. Bu tür çalışmalar, ötegezegen içeren sistemlerinin özelliklerini daha iyi anlamamız ve merkezi yıldız etrafında varsa başka gök cisimlerini belirlememiz acısından büyük önem taşıyor.





